|
|
Karne
|

|

|
Baba,
ortaokul üçüncü sınıfa giden oğlunun
elinde karneyle salona girdiğini
görür. "Allah allah, dönem ne çabuk
bitmiş..." diye düşünür ve oğluna
seslenir:
-"Getir bakayım şu karneyi!"
-"Al baba..."
Adam karneye bir bakar ki, beden
eğitimi ve resim dışındaki tüm
dersler zayıf.
-"Bir dediğini iki etmiyoruz,
bilgisayar dedin, bilgisayar aldık,
ingilizce kursu dedin ingilizce
kursuna gönderdik, gitar kursu,
müzik aletleri, ne istersen
yapıyoruz. Kız arkadaş uğruna
harcadığın çiçek parasının haddi
hesabı yok. Ne bu notların hali,
rezil şey!"
-"Baba... O benim karnem değil ki,
senin kitaplarını karıştırıyordum,
birinin arasında karnelerinden
birini bulmuştum..."
|
Kaykay
|

|

|
|
Üç adam ölür ve cennete giderler.
Sorgu meleği birincisine sorar,
"Seni cennete yollamadan önce
sana bir sorum var: Karına karşı
sadık oldun mu?" Adam yanıtlar;
"Evet, asla bir başka kadına
bakmadım." Sorgu meleği, "Şuradaki
Rolls-Royce'u görüyor musun? O
senindir. Cennetteyken
kullanabilirsin.." Sorgu meleği
ikinci adama da aynı soruyu
sorar ve şu cevabı alır; "Bir
kez karımı aldattım ama bunu ona
itiraf ettim. Beni bağışladı ve
mutlu yuvamızı kurtardık." Bunun
üzerine sorgu meleği, "Şuradaki
Mercedes'i görüyor musun?
Cennetteyken onu kullanacaksın.."
der ve üçüncü adama da sorar, "Karını
hiç aldattın mı?" Adam yutkunur
ve şöyle der; "itiraf edeyim ki;
bulduğum her kıza asıldım ve her
fırsatta onlarla yattım, birçoğu
ile beraber oldum. Üzgünüm."
Sorgu meleği; "Ehh" der, "Ama
temelde iyi bir adamsın.
Şuradaki eski vosvos'u görüyor
musun? Cennette onu
kullanacaksın." Bunun üzerine üç
adam vedalaşır, arabalarına
atlar ve kendi yollarına
giderler. Birkaç hafta sonra
ikinci ve üçüncü adam birlikte
gezerlerken barın önünde birinci
adamın Rolls-Royce'unu görürler.
Bara girdiklerinde adamın
perişan bir halde, etrafındaki
boş şişelerin arasında salya
sümük oturduğunu görürler ve
şaşırırlar. "Heyy! ne oldu sana?"
der ikinci adam, "Cennettesin,
altında bir Rolls-Royce var,
hersey mükemmel ama sen niye bu
haldesin?" "Bugün karımı gördüm!"
der birinci adam. Diğerleri; "Aaaa!
ne kadar güzel, peki derdin
nedir?" diye sorarlar. Adam
içini çekerek konuşur, "Kaykay'la
dolaşıyordu..." |
|
|
Başçavuş Albayı
tutuklayacakmış
|

|

|
|
Albay,
binbaşıya: -Yarın güneş tutulacak.
Bu her zaman görülen bir şey
değildir. Erleri talim elbiseleri
ile talim meydanına getirin de olayı
görsünler. Ben de orada bulunup
kendilerine gerekli bilgiyi
vereceğim. Şayet yağmur yağarsa,
tabii bir şey göremeyiz. O zaman
erleri, üstü kapalı talimgaha
götürürsün. Binbaşı, yüzbaşıya:
-Albayın emri ile yarın sabah saat
dokuzda güneş tutulacak. Bu her
zaman görülen bir olay değildir.
Şayet hava kapalı olursa bir şey
görülemeyecektir. Bu durumda tutulma,
kapalı talimgahta gerekli talim
elbisesiyle yapılacaktır. Yüzbaşı,
teğmene: -Albayın emri ile yarın
sabah dokuzda talim elbisesi ile
güneş tutulmasının açılış merasimi
yapılacaktır. Şayet yağmur yağarsa
ki bu durum pek görülen bir olay
değildir, Albay kapalı talimgahta
gerekli bilgiyi verecektir. Teğmen,
başçavuşa: -Yarın sabah dokuzda hava
güzel olursa, talim kıyafeti ile
albay tutulacak. Kapalı talimgahta
yağmur yağarsa, alayın meydanında
manevra yapılacak. Çünkü bu her
zaman görülen bir olay değildir.
Basçavuş, askere: -Yarın sabah saat
dokuzda kapalı talimgahta Albayı
tutacağız. Sabah hepiniz talim
teçhizat ile hazır olun. Askerler
kendi aralarında: -Yarın sabah bizim
başçavus Albayı tutuklayacakmış. |
|
Hakemler Bizde
|

|

|
Bir
devrin tüm as ve klas futbolcuları
cennette buluşmuş. Cennetin baş
meleği de futbol meraklısıymış.
Şeytanı çağırtmış: -"Cennetle
cehennem arasında bir maç
düzenleyelim ne dersin?" -"Boşuna
oynamayalım, biz kazanırız", demiş
şeytan. -"Olur mu en iyi futbolcular
bizde, ne kadar da kötü futbolcu
varsa sizde..." Şeytan şeytanca
gülümsemiş: -"Ama bütün hakemler de
bizde..."
Allah
şimdi ne yapıyor?
|

|

|
|
Bir gün yolda yaya giden bir
bektaşinin önüne bir atlı
çıktı: - "Baba" dedi, "bir
müşkülüm var. Beni
aydınlatır mısın?" Bektaşi
yanıt verdi: - Elimden gelen
bir şeyse, hay hay oğlum. -
Şunu öğrenmek istiyorum: Şu
anda Allah ne yapıyor?
Sualin münasebetsizliğine
içerleyen derviş, hiç belli
etmemiş: - Yanıt veririm ama
bir şartla, sen o attan in,
ben bineyim. - Neden? -
Böyle yüksek bir suale
yüksekten yanıt vermek
gerekir de ondan! Adam attan
inmiş, Bektaşi binmiş. Adam:
- "Hadi" demiş "söyle
bakalım. Allah şimdi ne
yapiyor?" Bektaşi: - "Ne
yapacak" demiş, "atı senin
gibi bir budalanın elinden
alıp, benim gibi bir
akıllıya veriyor". Ve
çalakamçı uzaklaşmış.
|
|
|
|
Kurusun
|

|

|
|
Bir
gün doktorlar, tımarhanede
yaptıkları araştırmada en akıllı
deliyi seçeceklermiş. Bir gün
delilerden biri bahçede bulunan
havuza düşmüş ve boğulmak üzereymiş.
Delilerden biri havuza düşen
arkadaşını kurtarmaya çalışmış. Bunu
gören doktorlar arkadaşını kurtaran
deliyi yanlarına çağırmışlar ve "seni
en akıllı seçiyoruz" demişler.
Doktorlardan biri: "Peki kurtardığın
arkadaşını çağır da sana teşekkür
etsin" demiş. Deli: "Gelemez ki!"
Doktor: "Neden gelemezmiş?" Deli: "Çünkü
kuruması için onu astım!"
|
|
Sobadaki hikmet
|

|

|
|
Fizikçi, matematikçi, kimyacı,
jeolog ve antropologdan oluşan bir
heyet bir araştırma için arazide
bulunmaktadır. Birden yağmur
bastırır. Hemen yakındaki bir arazi
evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara
bir şeyler ikram etmek için biraz
ayrılır. Hepsinin dikkati soba
üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m.
kadar yukarda, altındaki dizili
taşların üzerindedir. Sobanın niçin
böyle kurulmuş olabileceğine dair
bir tartışma başlar. Kimyacı, "adam
sobayı yükselterek aktivasyon
enerjisini düşürmüş, böylece daha
kolay yakmayı amaçlamış"; fizikçi, "adam
sobayı yükselterek konveksiyon
yoluyla odanın daha kısa sürede
ısınmasını sağlamak istemiş"; jeolog,
"burası tektonik hareketlilik
bölgesi olduğundan herhangi bir
deprem anında sobanin taşların
üzerine yıkılmasını sağlayarak
yangin olasılığını azaltmayı
amaçlamış"; matematikçi, "sobayı
odanın geometrik merkezine kurmuş,
böylece de odanın düzgün bir şekilde
ısınmasını sağlamış"; antropolog, "adam
ilkel topluluklarda görülen ateşe
tapmanın daha hafif biçimi olan
ateşe saygı nedeniyle sobayı
yukarıya kurmuş". Bu sırada ev
sahibi içeri girer ve ona sobanın
yukarda olmasının nedenini sorarlar.,
Adam cevap verir: - "Boru yetmedi." |
|
Sıfırdan
|

|

|
|
Bir
kadınla en çok kimin birlikte
olabileceği konusunda bir yarışma
yapılıyormuş, dayanırsa kadın
dayanamazsa yarışmacı büyük ödülü
alacakmış. Nam-ı Kemal de oradaymış.
Her postadan sonra da duvara çarpı
atılıyormuş. Alman başlamış 1,2,3..
tıkanmış. İngiliz başlamış 3,5,7.. o
da tıkanmış. Fransız 15,20.. derken
o da kalmış. Bizim Nam-ı Kemal
başlamış 70,80,90 derken durmak
bilmiyor. Bakmış kadın iş kötü,
Nam-ı Kemal'in duracağı yok, 95.yi
yaparken "yok efendim bu 94." diye
tutturmuş. Nam-ı Kemal, "Olur mu
hanfendi 95 oldu, burada boşuna mı
çarpı atıyoruz, sayıyoruz" dese de
kadın dinlemiyor, "hayır bu daha
94." diyormuş. En sonunda bizimki
zıvanadan çıkmış: - "Başlarım şimdi
çarpına da sana da, sil hepsini
sıfırdan başlıyoruz." |
|
Stil
|

|

|
|
Öğretmen öğrencilere soru soruyor: -
"Ağaçta 7 kuş var. Avcı ateş ediyor,
3 tanesini vuruyor. Ağaçta kaç kuş
kaldı?" Biri cevap veriyor: - "4 kuş
kalır." Başka bir çocuk da hemen
atılır: - "Hayır öğretmenim ateş
edince bütün kuşlar uçar, ağaçta hiç
kuş kalmaz..." Öğretmen bunun
üzerine: - "Cevap yanlış ama stilini
sevdim", der. Çocuk buna karşılık
verir: - "Öğretmenim, ben de bir
soru sormak istiyorum... Karşıdan 3
bayan geliyor, ellerinde dondurma
var. Biri yalayarak yiyor, biri
emerek, biri de ısırarak... Bu
bayanlardan hangisi evlidir?"
Öğretmen düşünüyor, düşünüyor... - "Emerek
yiyen evlidir", diyor... Çocuk cevap
veriyor: - "Hayır öğretmenim,
parmağında alyansı olan... Ama ben
de sizin stilinizi sevdim.." |
|
Ucuz ve tatlı
|

|

|
|
Müller akşama doğru Hamburgda bir
otele yerleştikten sonra, sokağa
çıktı. Geceyi eğlenerek geçirmek
istiyordu. Bir taksiye bindi, şofor
sarışın ve güzel bir kızdı. Ona: - "Beni
bu gece en ucuz ve en tatlı
eğleneceğim bir yere götürün," dedi.
Şoför kız: - "En ucuz ve en tatlı
",
dedi ve hareket etti. |
|
|
|